Foça’nın İyon rüzgârlarından Aheste’nin dingin sofralarına; tarihin her lokmaya lezzet kattığı, denizin ise Marsilya’yı hâlâ hatırladığı bir yolculuk
Ilım günleri gelirdi taraçalar
Uzatırdı mevsim ölçerlerini
Tıka basa yaprak arka pencere
İnsan iki kişiyi sevebilir mi?
— Cemal Süreya
Cemal Süreya’nın “Karne” şiirindeki bu dizelere verebileceğim kesin bir cevap yok.
Ama meseleye coğrafya ve mekân üzerinden bakarsanız, elbette bir cevabı var.
Mesela size şunu sorsam: Hangi Foça’yı daha çok seviyorsunuz?
Eski Foça’yı mı, Yeni Foça’yı mı?
Ben oy kullanacak olsam, mührümü hiç tereddüt etmeden Eski Foça için basarım.
Bu tercihimde Eski Foça’nın kendisi olarak kalma çabası, otantik sokakları, canlı çarşısı ve daha güçlü restoran kültürü önemli rol oynuyor.
İzmir’in, Çeşme’ye alternatif olabilecek ilçeleri arasında Foça özel bir yere sahip.
İsterseniz size Foça’dan biraz söz edeyim.
Marsilya’nın antik adı Massalia’dır. MÖ 600 yıllarında Foçalı denizciler, Batı Akdeniz’e yaptıkları bir deniz seferi sırasında bugünkü Marsilya’nın bulunduğu bölgede bir koloni kurarlar.
Kısacası, Marsilya’nın kurucuları Foçalı denizcilerdir.
Bu yönüyle Foça, Batı Avrupa’ya açılan ilk İyon kapılarından biri olarak kabul edilebilir.
Tarihten kısaca bahsettikten sonra, Eski Foça Çarşısı’nda güzel bir sofra kurmak isterseniz rotanızı Aheste Volkan’ın Yeri’ne çevirebilirsiniz.
Menüsünde soğuk mezeler, klasik meyhane lezzetleri, şefin imza tabakları, ara sıcaklar ve ana yemekler yer alıyor.
Alkollü içecek seçenekleri de mevcut.
İlk olarak Zamska sipariş ediyoruz.
Siyah sarımsak, güneşte kurutulmuş domates, kapari ve cevizle hazırlanan; karakter sahibi, dengeli bir meze.
Ardından Susaki geliyor.
Tereyağında kavrulmuş susam, közlenmiş topan patlıcan ve yöreye özgü özel bir zeytinyağlı sosla hazırlanmış. Dengeli ve oldukça lezzetli.
Şefin eşinden ayrılmasının ardından ortaya çıkan Ayrılık isimli meze ise; közlenmiş kapya biber, fesleğen, domates, patlıcan, çörek otu, hafif acı biber, tahin ve iki farklı peynir içeriyor. Birkaç malzeme azaltılarak daha sade hazırlanırsa etkisini daha da artırabilir.
Deniz ürünleriyle hazırlanan Tarama, yüzde elli kalamar ve yüzde elli ahtapottan oluşuyor. Hafif sirke, zeytinyağı, sarımsak, dereotu ve defne yaprağı ile tatlandırılmış. Ancak tuz oranı belirgin şekilde yüksek. Bu denge biraz iyileştirilirse her gelişimde sipariş edeceğim mezelerden biri olur.
Sonrasında soframıza bir salata geliyor. Fesleğen, semizotu, roka, marul, domates, kırmızı soğan, kırmızı biber, maydanoz, havuç ve mor lahanadan oluşan, tamamen taze malzemelerle hazırlanmış ferah bir tabak.
Marine edilerek pişirilen ızgara ahtapotun kolları güzelce karamelize olmuş. Dış yüzeyindeki köz aroması başarılı.
İçi orta yumuşaklıkta, dışı ise hafif kıtır dokusuyla oldukça dengeli.
Kalamar tazeydi. Bir miktar yağ çekmiş olsa da kesinlikle lastiksi değildi. Kremamsı sos sayesinde hafif çıtır dokusunu koruyor ve yumuşaklıkla kıtırlık arasındaki kontrast başarılı bir şekilde yakalanıyordu.
Finalde ise Ege sofralarının vazgeçilmezlerinden sardalya geliyor; hem ızgara hem de tava olarak.
Yağ oranı tam kıvamındaydı. İçi yumuşak ve sulu kalmış, en ufak bir kuruluk hissi yoktu.
Genel bir değerlendirme yapmak gerekirse; tuz dengesinde yer yer küçük pürüzler bulunsa da tabak çeşitliliği, kullanılan malzemenin kalitesi ve lezzet kontrastlarını başarıyla yakalayabilmesi sayesinde Aheste Volkan’ın Yeri, damak tadınızı hayal kırıklığına uğratmayacak sayılı mekânlardan biri olmayı rahatlıkla hak ediyor.
Afiyet olsun.