Skip to main content
Barcelona

Fantastik ile Gerçeklik Arasında: Carlos Ruiz Zafón El Xampanyet’te

By 2 Mayıs 2025Haziran 18th, 2026No Comments7 min read

Barselona’da Tapas, Totalitarizm ve Unutulmuş Kitaplar

Ya bugün içinde yaşadığımız dünya, fantastik dediğimiz kitaplardan daha az fantastik değilse? Ben her zaman fantastik edebiyatla bağ kurmakta zorlandım — İspanyolca konuşan dünyadan gelen büyülü gerçekçilik olmadığı sürece. Ancak son zamanlarda gerçek hayat, bir zamanlar reddettiğim romanlardan bile daha gerçeküstü gelmeye başladı.

İstanbul’daki siyasi tutuklamalardan Gazze’de yaşanan soykırıma kadar, dünya rüya gibi — veya kâbus gibi — bir duruma kaydı. Kendimi faşist Barselona’nın sisli yankılarında yürürken bulduğum bağlam buydu; tarih kitaplarının rehberliğinde değil, Carlos Ruiz Zafón’un kalemiyle… ve sonunda El Xampanyet’te bir Gilda şişiyle.

Gelgelelim, öyle tarihsel kesitler var ki, benim anlamlandıramadığım fantastik romanlardan pek farkı yok. Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinin bittiği 2025 yılında, dünyanın geldiği durum, benim için işte böyle bir dönem. Gazze’de bitmek tükenmek bilmez bir biçimde çatır çatır siviller katledilirken, on bin, on bin insan yakılır, bombalanır, kurşunlanırken, yaşanan soykırıma kimse bir şey demiyor… Bana da bu yaşananlar artık gerçeklik gibi gelmiyor. Görmesi gerekenler görmediğine ve bir şey yapmadığına göre, değil demek ki…

ABD Başkanı, Donald Trump sonra… Fantastik bir dünyaya sokmadı mı bizi? Yazmıyor Trump, doğrudan yaratıyor. Bir gün bu yana tarıyor saçlarını, ertesi gün öte yana. Başımıza ne gelecekse gelsin, bitecekse bitsin, öleceksek ölelim ama çocuklarımıza ne olacak? Dünyaya ne olacak, dedirtiyor artık?

Doğduğum şehir olan İstanbul’ da da fantastik bir yel esiyor. Bir sonraki seçimde bu defa da ülkenin başkanlığına aday olduğunu ilan eden, on altı milyonluk kentin mevcut belediye başkanı, iktidar tarafından bir önceki yüzyılda kazandığı üniversite diploması iptal edilip birkaç gün sonra da yolsuzluktan hapse atılıyor. Herkes ya da çoğunluk diyelim, bunun, bir sonraki seçime, mevcut Başkan Erdoğan’ın karşına seçilebilecek kadar güçlü bir aday çıkamasın diye düzenlenen bir siyasi darbe olduğunu söylüyor. Düzmece kanıtlar üretilmemiş, yalancı tanıklar tutulmamış, ortada mevut yasalara göre suç teşkil edecek bir kumpas kurulmaya bile gerek duyulmamış… Fantastik değil mi?

Türkiye’nin — ki dünyanın ilk yirmi ekonomisinden biri, NATO’nun ABD’den sonraki ikinci büyük silahlı kuvvetlerine sahip hem Avrupa’da hem de Asya’da toprakları olan bir ülkenin — en büyük kentinin belediye başkanı ve belki de bir sonraki devlet başkanı, oturduğu lojmanın kapısına dayanan yüzlerce polis tarafından göz altına alınıyor. Fantastik, değil mi?

Franco diktatörlüğünün kanlı ve karanlık döneminde Barcelona’da yaşamak da aynı derecede fantastikmiş, en az bugün Gazze’de, İstanbul’da ve dünyanın herhangi bir yerinde yaşamak kadar. Hitler’in yükseldiği dönemde Almanya’da yaşamak gibi…

Carlos Ruiz Zafón, Barcelona’nın daha çok dar ve karanlık sokaklarında koştura koştura yürürken sık sık arkasını kollayan, yine de pusuya düşen, unutulmuş kitapların peşinde koşarken yazar olmaya çalışan karakterleri anlattığı sürükleyici romanların yazarıdır. Pek meşhur ve best seller serisi Unutulmuş Kitaplar Mezarlığı’nın üçüncü kitabı olan Cennet Mahkumu’nu yeni bitirdim. Günümüzden neredeyse bir asır önce geçen öyküsünün arka planında elbette mahalle mahalle, sokak sokak Barcelona var. Bazısı hâlâ faal olan lokantalar, barlar var. Fantastik edebiyatın içinde anılan bu serinin bu üçüncü kitabı ilk ikisi gibi fantastik gelmedi bana… Epey gerçekçi bir edebiyat… Franco faşizmi altında inim inim inleyen Barcelona halkı ancak şeytanla ya da meleklerle işbirliği yaparsa hayatta kalabiliyor deniyor!

Romanda anılan, pek çoğu bugün de mevcut barlardan biri olan El Xampanyet’e yakında gitmiştim. En kısa sürede dönmeyi arzulayarak çıktığım mekânın kendine has ev yapımı şampanyası, Xampanyet, hâlâ mevcut… İşte ben böyle fantastik hikâyelerin bir parçası olmaktan memnun oluyorum.

Eşimle birlikte öğlen gittiğimiz için çok beklemedik. Öğlen bile yarım saat kapıda kuyrukta beklemek normal ama şansımız yardım etti. Barda ayakta iki kişilik yer var dediler; gelmek isteyenlere sırayla sordular. Biz hemen kabul ettik tabii. Bu sayede 5 dakika içinde içeri girebildik. Akşam servisi saat 19:00’da başlayan mekânın önünde, açılış saatinden önce kuyruk oluşuyor. Geç kalırsanız bir saat beklemeyi kabullenin ve sırada olmanın ve beklemenin tadına varın. Acıkın. Açlık lezzete değer katıyor. Bir de kuyruk var demek, içerisi hep dolu demek, hep kalabalık. Bu kalabalığın da yarattığı o klasik bodega atmosferi de lezzete lezzet katacak. Bekleyin…

Hemen barda bize gösterilen bir buçuk kişilik boşluğa iki kişi olarak yerleştik. Bir yandan menüye bakarken de önce iki kadeh Xampanyet ısmarladık… Benim gözüm elbette tezgahta yan yana dizili tapaslarda ve başka masalarda ne yendiğinde. Kestirmeci, aceleci bir yaklaşım… Oysaki, tersini yapmak lazım. Hele bir de açsam, genellikle paldır küldür ısmarladıklarımdan tatmin olmadan doymuş oluyorum. O yüzden bir kadeh bir şey içerek avunmak doğru strateji… Merakımı ve açlığımı kontrol altına almanın bulduğum lezzetli bir yolu…

İkinci adım elbette Gilda ısmarlamak! Ya biterse korkusunu bu defa da yenemedim. Her gittiğim yerde Gilda’yı deniyorum ve buradaki en iyilerden. Zeytin yeşil Kalamata gibi, çok da lezzetli, ançüez de fazla yumuşak ama lezzetli, az tuzlu. Bir de sanki gildanın üzerine biraz fazla yağ dökülmüş gibi. Yağın kalitesinden de açıkçası memnun kalmadım. Ama toplamda Gilda iyi.

Çorizolu İspanyol omleti (Truita de patates amb xoriço) muhteşem. Mükemmel pişim, içi sulu, yumurta lezzetli ve çorizo çok iyi.

Katalan sosisi, Botifarra oldukça lezzetli idi. Ama Pluma ibérica en ració, dana eti tercih edenler için kaçırılmaması gereken bir ızgara et, yanında da padrón biberi ile servis edildi.

Kalamar, Calamars amb samfaina, müthiş görüntüsü ve leziz soslarına rağmen yeterli uyarıyı veremedi damağıma. Pa amb tomàquet (Pan con tomate) ısmarlamayı unutmayın, yoksa tabakları sıyıramazsınız!

Bir sonraki ziyaretimde, roman kahramanları Daniel ve Fermín’in oturduğu köşeye konuşlanıp, biraz daha fazla deniz ürünü denemek istiyorum, özellikle de Bacallà amb cigrons ve Mongetes amb calamarcets. Yani, fasulye ile morina balığı ve nohutlu kalamar.

El Xampanyet
> Carrer de Montcada, 22, Ciutat Vell
www.elxampanyet.com
Total 8/10
Yemek 8/10
Servis 8/10
Konfor & Ambiyans 8/10
Fiyat – Performans 8/10
Kişi başı fiyat: 20-40 €

Author

  • Dr. Aziz Hatman

    He approaches food culture as a way of reading society. He examines the economic and political dimensions of gastronomy, from production chains to the aesthetics on the plate. In his writings for United Plates, he offers a critical perspective that questions the role of food within the global system.