Sarrià’dan Ayrılış: Bar El Tomàs’ın Anısı ve Bodega Dalmau Sürprizi
Uzun yıllar olmadı evet, sadece on aydır yaşadığımız Sarrià’dan taşınıyoruz, ama sanki yıllardır buradaymışım gibi hissediyorum. Çok sevdiğim mahallemi geride bırakıyorum, duygusunu taşıyorum.
Şehir merkezinden birkaç durak daha uzakta, Esplugues de Llobregat civarındayız artık. Mahalle atmosferinden uzakta, site içinde yaşama dönüyoruz. Daha konforlu, daha akıllıca ama zevklere ve duygulara hitap etmekten uzak bir yaşam biçimine geri dönüyoruz.
Evden bir vesile ile çıkıp kendimi sokaklarında amaçsızca dolaşmaya her saldığımda, ayaklarımın beni istemsizce götürdüğü, patatas bravas ile meşhur geleneksel ve rustik mekân, Bar El Tomas de Sarrià’nın kapısından kuyruk hiç eksik olmaz, yaz kış, öğle akşam. O kuyruk, o ilgi inanın bana içerdeki yemeklerden çok daha fazla ilgi çekici ve lezzetli!
Lezzetten kopmuş, yemekten ziyade gösteri satan restoranları aklamak ve talep yaratmak için “Artık deneyim satın alıyorsunuz, yeme içme değil,” denince akla gelen fütüristik imajın tersine, Bar El Tomas de Sarrià geleneksel olanı; köklü olup gerçek bir hikâyeye sahip olanı size deneyim olarak sunuyor. Bence diğer cilalı olana göre çok daha gerçek ve iz bırakıcı ve üstelik tabaktaki lezzetler de idare eder. Bu yüzden kapıdaki kuyruğu her defasında mutlulukla seyrediyorum. Arada bir, bir halkası oluveriyorum.
Ama elbette Sarrià ve komşusu Pedralbes yeme içme kültürü açısından çok zengin ve Bar El Tomas bu zenginliğin sadece ikonik ve tek turistik parçası. Sarrià, daha çok mahalleli ile bütünleşmiş, rezervasyonsuz yer bulmanın şans olduğu restoranları ve barları ile gastronomik bir merkez sayılamasa da, turist baskısı olmadan düzgün, ortalamanın çoğunlukla üstünde epey yeme içme mekanlarına sahip. Çabası takdir edilmesi gereken El Colmadito de Sarrià, sizi asla mutsuz etmeyen Casa Petra, panini mekanı Bodega Santo Porcello, aile buluşmalarının mekânı Bistro Mato, tarihi Dole Cafe ve daha pek çok mekan…
Bir kez daha şans verip, sonra hakkında yazmaya karar verdiğim mahallenin Michelin rehberinde yer alan iki restoranından biri olan, Jordi Vilà imzalı Vivanda’yı şimdilik bu “ortalamanın üzerinde” kestirmeci yaklaşımımın dışında bırakıyorum.
Eski mahallelerde yeni mekanlar müşteri kazanmakta her zaman zorlanmışlardır. Mahalleli tutuculuğundan değil, alışkanlıktan da değil, sınırlı kaynaklarını sosyalleşebildiği yerde tüketme rasyonalitesi nedeniyle. Sosyalliği orada olmadığı için bir süre, bazen çok uzunca bir süre bu yeni olana bir şans vermekle uğraşmaz.
Sarrià’da, Bar El Tomas’ın hemen aşağısında, biz buraya yerleştikten sonra açılan, yani bizden bile yeni Bodega Dalmau da bir süre görmezden gelinecek. Bizim gibi hemen mahalleli olamayacak. Bahsettiğim sosyal kapalı döngünün içinde olamaması ya da girememesi, evet, büyük dezavantaj; ama geleneksel bodega atmosferinden çok kafe bar izlenimi yaratması da sanırım görülmesini, denenmesini zorlaştıracak.
Taşınma telaşı sırasında denedim Bodega Dalmau’yu. Evde artık yemek yiyecek koşullar giderek azalıyor ama mahalledeki hemen her mekân ben kendimi, o lazım bu lazım diye ve elbette ki biraz nefes almak için dışarı attığımda, dolu oluyordu: Bodega Dalmau hariç. Barda iki serviste iki kişiye karşı bir iki masa ancak oluyordu her defasında.
Ancak pek çok tapasın lezzeti buraya Bodega sıfatını olmasa da sürpriz mekân nitelemesini yapıştırır! Örneğin Rus salatası! Corte d’Amanida Russa.
Annemin yılbaşı sofrasının yıldızlarından Rus salatası, Barselona’da hemen her menüde kendine yer bulan popüler bir paylaşımlı tabak, ama ben hiç sevemedim, ta ki Bodega Dalmau’ya kadar! Benim için annemin yaptığı gibi içinde küp küp kesilmiş salatalık turşusu ve salam olmadan Rus salatası beğenmek pek mümkün değil! Barcelona’da salam yerine genellikle ton balığı koyuyorlar. Salatalık turşusu yok, zaten şekerli olduğu için aman olmasın, daha iyi.
Dalmau’da biber de olsa, turşu var ve tatlı turşu değil. Çok güzel yakışmış, büyük bir eksiği doldurmuş: Asidite. Üzerinde de jamon var, tuzlu umami… Çok dengeli ve başarılı, üstelik sunuşu da çekici yapıyor tapası.
İkinci başarı: Gilda. Katalan olmasa da, doğumu Bask olsa da, Gilda hep bir referans benim için. En iyiler arasına girmeyi başardı… Ançuez de endüstriyel sıradan değil, tam benim sevdiğim gibi. Tuzunu barda temizlemişler gibi.
Siz, bu en klasik tabaklarda iyiyseniz, önünüz açık demektir. En klasiklerde çok iyi Dalmau, ziyaret edilmeyi ve denenmeyi hak ediyor mahalleli tarafından.
Ancak vermutu siz kendiniz seçin, onlara bırakmayın, ne istediğinizi bilemeyeceklerdir.